The Cleaners: İnternetin Temizlikçileri

Tüm dünyada yaklaşık 3 milyar kişi sosyal medya kullanmaktadır. Geçtiğimiz her dakika içerisinde Facebook’ta yaklaşık 2,5 milyon paylaşım yapılmaktadır, Twitter’da yaklaşık 450 bin tweet atılmaktadır ve YouTube’da toplam 400 saatlik video paylaşılmaktadır. Peki, paylaşımın ve içeriğin bu kadar fazla olduğu sosyal medyada (ve arama motorlarında) uygunsuz içerik paylaşıldığında bunu kim(ler) kontrol etmektedir ve uygunsuz bulunan içerikler kim(ler) tarafından bir süre sonra silinmektedir? Bu tespit ve silme işlemini bir algoritma mı yapmaktadır? Alman yönetmenler Moritz Riesewieck ve Hans Block, kendilerine işte bu soruları sorduktan sonra, daha sonradan “The Cleaners” yani “Temizlikçiler”[1] olarak adlandıracakları belgesellerini nasıl çekebileceklerini düşünmeye başlamışlardır.

2018 yılında vizyona giren bu belgesel-filmin çekimlerine başlamadan önce Riesewieck ve Block, önemli bir bilgi edinirler. Bu bilgiye göre sosyal medya ve arama motoru devlerinin söz konusu temizleme işini bir algoritma değil, Filipinler’in başkenti Manila’daki taşeron bir şirket altında çalışan sıradan işçiler yapmaktadır.[2] Bunun üzerine genç yönetmenler bu işçilerle röportaj yapabilmek için Filipinler’e giderler. Ancak burada bir problem onları beklemektedir. Söz konusu taşeron şirketin çalışanları, imzaladıkları bir kontrattan dolayı, kim için çalıştıklarını ve ne iş yaptıklarını maalesef kimseye açıklayamamaktadırlar. Bunun üzerine yönetmenler, işlerinden artık bıkmış ve “zaten istifa edecek olan” bazı çalışanlar ile röportajlar yaparak belgesellerinin Filipinler kısmını toplamda 6 aylık bir süre içerisinde çekerler. Söz konusu, istifa edecek olan, taşeron şirket çalışanları ise belgeselin vizyona girdiği gün istifalarını verirler.

Çalışanların işi aslında ilk bakışta basit gibi görünmektedir. Kullanıcılar tarafından uygunsuz olarak bildirilen paylaşımlar, yani genellikle fotoğraflar ve videolar, işçilerin önündeki monitöre tam ekran gelmektedir. Çalışanların tek yapması gereken önlerindeki kırmızı renkli “sil” (delete) ve yeşil renkli “görmezden gel” (ignore) seçeneklerinden birine tıklayarak ya paylaşımı silerek paylaşımın sahibi olan hesabı bloke etmektir (delete) ya da paylaşımın uygunsuz olmadığını ve internet üzerinde kalabileceğine karar vermektir (ignore). Ancak bu çalışanların bütün günlerini insan kafası kesme, intihar, işkence veya pedopornografi videoları izleyerek ve savaşta veya başka çatışmalarda ölen insanların ve özellikle de çocukların cesetlerinin fotoğraflarına bakarak geçirdikleri düşünülürse, aslında bu işin psikolojik açıdan çok yıpratıcı olduğu anlaşılabilir.

Belgeselde tanıklık eden “temizlikçilerin” belgeselin vizyona girdiği gün istifa etmelerinin asıl nedeni de işlerinin aşırı derece yıpratıcı olmasıdır. Çalışanlardan birisi, her gün izlediği paylaşımları “beynini ele geçirmekte olan bir virüse” benzetmektedir. Hatta söz konusu iş psikolojik açıdan o kadar yıpratıcıdır ki, belgeselde, bu işi yapan eski bir çalışanın psikolojik nedenlerden dolayı intihar ettiğinden ancak bu intiharın, taşeron şirket tarafından, diğer şirket çalışanlarından saklandığından bile bahsedilmektedir.

Yalnızca Filipinler’de çalışan “temizlikçilerin” hayatlarından bahsetmeyen, internet çöplüğünün başka önemli meselelerine de değinen belgesel, şu konulara da odaklanmaktadır:

  • Paylaşılan içeriklerin politik açıdan sıkıntıya neden olabildiği ve bu nedenle sosyal medya ve arama motoru devleri tarafından devletlere, istedikleri içerikleri yasaklayabilmeleri konusunda geniş bir hareket olanağı sunulması,
  • Sosyal medya ve arama motoru devlerinin, paylaşılan içeriklerin insanlar ve halklar üzerindeki olumsuz etkilerine kayıtsız kalmaları.

Ancak neden dev şirketler Filipinler’i bu işleri için merkez olarak seçmişlerdir? Öncelikle iş gücü Filipinler’de çok ucuzdur. İkincisi Filipinler devleti İspanyol sömürüsünden sonra (1565-1897) Amerikan sömürüsüne geçtiği için (1898-1946) halkı İngilizce anlayabilmektedir. Bu da çalışanların, genellikle İngilizce dilinde yapılan paylaşımların hakaret içerip içermediğini anlayabilmesini kolaylaştırmaktadır. Bu iki temel nedene ek olarak, çalışanların sosyal haklarının Filipinler’de, Amerika Birleşik Devletleri’ne veya Avrupa’ya oranla, daha az korunuyor olması da cabasıdır. Nitekim çalışanlar “her gün çalıştıklarını” ve “günde yaklaşık 25 bin paylaşımı kontrol ettiklerini” söylemektedirler.

Sonuç olarak, sosyal medya ve arama motoru devlerine farklı bir göz ile bakmamızı sağlayan ve tüm dünyayı etkileyen son derece ciddi meselelerin bu şirketler tarafından aslında ne kadar basitmiş gibi, yanlış bir biçimde, “çözüldüğüne” dikkat çeken söz konusu belgesel, genel olarak, izlenmeye kesinlikle değer bir belgeseldir. İşte söz konusu belgeselin fragmanı:

 

[1] Çeviri resmî olmayıp yazının yazarına aittir.

[2] Taşeron şirket altında çalışan işçiler için “sıradan” sıfatının kullanılması kesinlikle aşağılama maksatlı değildir. Burada anlatılmaya çalışılan şey, bu kişilerin ne avukat ne psikolog ne de bilgisayar mühendisi olduğudur. Söz konusu kişilerin birazcık İngilizce bilmeleri, kendilerinin işe alınmalarını sağlamıştır. Hatta bazen bu insanlar sokakta yapılan küçük bir mülakat ile işe alınmaktadırlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.