Miles Davis: Caz Müziğin Dehası

Miles Davis’in Çocukluğu ve Karakteri

Ünlü trompetçi 1926 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Illinois eyaletinin Alton şehrinde doğmuştur. Orta sınıf bir aileden gelen Miles Davis’in babası dişçidir. Bu nedenle Miles’ın çocukluğu, en azından ekonomik açıdan, çok da zor geçmemiştir. Ancak Miles, ekonomik ve sosyal seviyesi düşük bir aileden gelmediği için, hayatı boyunca, kendisine emir verilmesinden nefret etmiştir ve bu asi yanını hiçbir zaman terk edememiştir. Irkçılığa maruz kaldığında hep çok çabuk parlamasının nedeni bu, emri sevmeyen asi yanı olmuştur.

Müzik bilgisine sahip bir ailede büyümüş olan Miles’ın annesi piyano, ablası ise keman çalmaktadır. Sanatçı, küçük yaşlarda edindiği müzik bilgisini 13 yaşındayken babasının kendisine hediye ettiği bir trompet ile birleştirerek trompette yeteneklerini geliştirmiştir. İlerleyen yıllarda müzik gruplarında çalan Miles, böylece sanatını kusursuzlaştırmaya başlamıştır. Sanatçı 1945 yılında, 18 yaşındayken, hem sanatını ilerletebilmek hem de dönemin caz virtüözleriyle tanışıp onlarla birlikte çalabilmek için New York’taki Juilliard Müzik Okulu’na (Juilliard School of Music) başlamıştır. New York’ta Miles, o dönemin en iyi alto saksafoncusu Charlie Parker’a birkaç yıl boyunca trompetiyle eşlik etme şansını yakalamıştır.[1][2]

Küçüklüğünden beri boksa meraklı olan Miles, Sugar Ray Robinson hayranıdır. Bu nedenle sanatçı, New York’tayken boks yapmaya da başlamıştır. Dişçi çocuğu olan ve müzik eğitimi alan Miles, New York’taki siyahiler tarafından süt çocuğu olarak görüldüğünden dolayı sanatçı, boks yaparak ve kavgacı olduğunu göstererek kendisini hor gören siyahilere kendini kabul ettirmek istemiştir.

Miles’ın 1956 yılında geçirdiği bir boğaz ameliyatı sonrasında sanatçının sesinin kısılması, kendisinin kavgacı yanını daha da güçlendirmiştir. Bu ameliyat sonrası ortaya çıkan kalıcı kısık sesi, Miles için bir aşağılık kompleksi kaynağı olarak kalmıştır. Ünlü sanatçının kısık sesi, aşağıdaki röportajda duyulduğu gibidir:

Disiplini seven Miles, yaptığı müzik ile insanları eğlendirmeyi ve onları memnun etmeyi amaçlamamıştır. Müzik yaparken ekibini yönetmesi için dönmesi gerekirse seyirciye sırtını dönerek performansına devam etmiştir. Sanatçı, ateşe körükle gitmeyi ve risk almayı sevmiştir. Eğer birisi kendisinden bir parça çalmasını “emrederse”, bunun sonucunda kavga çıkartabilecek kadar olayı tırmandırmıştır. Her zaman çalması gerektiği kadarını çalıp performansını sonlandırmıştır. Çalacağı koşulları ise kendisi belirlemiştir.

Miles Davis’in Yükselişi

Bir caz alt türü olan bebop’ın[3] kurucusu alto saksafon üstadı Charlie Parker, 1955 yılında hayatını kaybettiğinde caz türüne liderlik edebilecek kimse kalmamıştır ve bu nedenle caz, yeni bir lidere ihtiyaç duymuştur. Miles ise bu dönemde bebop alt türünde çalmaktansa caza yeni bir alt türde devam etmeyi planlamıştır. Besteci arkadaşı George Russell, Miles’a tasarladığı yeni bir caz alt türü olan modal caz’dan bahsettiğinde Miles, aradığını bulduğunu anlamıştır.

Bebop çok hızlıdır ve çok fazla akordan oluşmaktadır. Bu nedenle bebop sanatçıları, birbirlerinden daha fazla akorla ve daha hızlı bir biçimde çalmak içinde birbirleriyle yarışmaktadırlar. Modal caz tam aksidir. Bu yeni alt tür çok daha az akordan oluşmaktadır ve çok daha yavaş çalınmaktadır. Daha teknik açıdan bakıldığında, bebop alt türü “akorlara” öncelik verirken modal caz alt türü akorlara değil “modlara” öncelik vermektedir. Farkın daha iyi anlaşılması için sırasıyla bebop ve modal jazz alt türlerine şu örnekler verilebilir:

Modal caz alt türünde çalmaya başlayan ve bu yeni alt türün kurucularından kabul edilen Miles Davis, hem Charlie Parker’ın yerini doldurmasını sağlayacak hem de caz türüne yeni bir nefes getirecek olan modal caz alt türündeki “Kind of Blue” başlıklı albümünü 1959 yılında piyasaya sürmüştür. Bu albüm hem dünyanın en çok satılan hem de bugün bile hâlâ en iyi kabul edilen caz albümüdür. Caz tutkunu olmayanların bile zevkle dinlediği bu albüm aşağıda sunulmuştur:

Dinleyicisine her defasında yeni fonetik sürprizler sunan Kind of Blue albümünün bu kadar başarılı olmasının temel nedeni, Miles’ın ekibinin harika müzisyenlerden oluşmasıdır. Saksafoncu olarak John Coltrane’in ve Julian Adderley’in, piyanist olarak ise Bill Evans’ın bu albümde çalmaları, bu yenilikçi albümün kalitesini yükseltmiştir. Ancak aynı ekip, ilerleyen dönemlerde, birlikte başka bir albüm çıkarmamıştır.

Miles Davis’in Yenilikçiliği

Hayatı boyunca onlarca albüm yapmış olan Miles Davis’in tüm albümlerinden bahsedilmesi maalesef mümkün değildir. Ancak, Miles’dan bahsederken, kendisinin cazın temel enstrümanları dışındaki enstrümanlarla ve cazdan başka müzik türleriyle caz türünü nasıl birleştiğine değinmek gerekmektedir. Çünkü “hiç durmadan yenilik arayarak caz müziğini mutasyona uğratmak” Miles’ın dehasının temelini oluşturmuştur.

1960’lı yıllarda hem elektronik müzik hem de caz dışında başka siyahi müzik türleri gittikçe yaygınlaşmaya başlamıştır. Sly Stone, James Brown, Jimi Hendrix gibi caz dışındaki türlerde müzik yapan yeni siyahi sanatçıların ortaya çıkmasıyla birlikte caz müziği, plak şirketleri tarafından ikinci plana itilmiştir. Bu nedenle Miles da artık albümlerini satmakta zorlanmaya başlamıştır ve müziğini yeni eğilimlere göre değiştirmek zorunda kalmıştır.

Bu zaruretten dolayı Miles, caz türünü rock, soul v.b. türlerle rekabet ettirebilmek amacıyla elektronik müzik enstrümanlarına şarkılarında yer verme kararı almıştır. Bu kararı doğrultusunda 1967 yılında çıkan “Circle In The Round” başlıklı albümünün ekibine gitarist Joe Beck’i katmıştır:

Daha sonra Miles, şarkılarına elektronik klavye de ekleme kararı almıştır ve grubunun tüm üyelerini bu yeni enstrümanlara göre değiştirmiştir. Bu nedenle 1968 yılında çıkan “Miles In The Sky” başlıklı albümü de dâhil olmak üzere, 1960’lı yılların sonunda piyasaya sürülen albümlerinde elektro gitarın ve/veya klavyenin sesi duyulmaya başlamıştır (Filles de Kilimanjaro (1968), In A Silent Way (1969) ve Bitches Brew (1970) albümleri bu duruma örnek oluşturmaktadır):

Sonuçta Miles’ın bu girişimi başarılı olmuştur. Cazı elektronik müzikle birleştiren In A Silent Way ve Bitches Brew albümleri en çok satan albümler arasına girmiştir. Ancak Miles, elektronik müzikten daha fazlasını absorbe etmeyi ve şarkılarını daha “egzotik” kılmayı amaçlamıştır. Bu kapsamda daha sonraki albümlerinin kayıtlarına Afrika ve Latin perküsyonları da eklemiştir. Bu sayede Miles, durmadan kendini ve müziğini geliştirerek hem caz türüne hem de genel olarak müzik dünyasına pek çok şey katmıştır.

Miles Davis’in Hayatının Son Yılları

1975-1980 yılları arasında Miles, çeşitli nedenlerden dolayı, bunalıma girmiştir ve ortadan kaybolmuştur. Sanatçının tekrar stüdyoya girip yeni bir albüm çıkarttığını görmek için 1981 yılını beklemek gerekmiştir. 1980’li yıllar boyunca çıkarttığı albümleriyle birkaç Grammy Ödülü kazanmayı başarmış olsa da Miles’ın bu dönemki albümlerinde çok fazla yeniliğe rastlanmamaktadır.

Bu dönemde, tam olarak 1982 yılında, sanatçının sağ eli birkaç aylığına, geçici olarak, felçli kalmıştır. Sağ elini kullanmadan trompet çalabilmesi mümkün olmadığından dolayı Miles, söz konusu felçten oldukça korkmuştur ve bu nedenle bu dönemde sigarayı, alkolü ve kokaini bırakarak sağlıklı yaşamaya başlamıştır. Ayrıca Miles, ömrünün bu son yıllarında müzikten az da olsa uzaklaşarak çizim ve resimle uğraşmıştır.[4]

Caz müzik türünün en ünlü isimlerinden birisi olmayı başaran Miles Davis 1991 yılında, 65 yaşında, Kaliforniya eyaletinde Santa Monica Hastanesi’nde hayatını kaybetmiştir. Sanatçının vefatından önce üzerinde çalışmakta olduğu caz ile rap türlerini birleştiren “Doo-Bop” başlıklı albümü, kendisinin vefatından sonra, 1992 yılında, piyasaya sürülmüştür. Bu albüm, sürekli yenilikçi kalmayı başarmış olan Miles’ın müzik dünyasına bırakmış olduğu yenilikçi bir mirasıdır:


[1] Charlie Parker, uzun yıllar boyunca trompetçi Dizzy Gillespie ile birlikte çalmıştır. Bu düo “Bird and Diz” olarak bilinmektedir. Miles Davis’i Charlie Parker ile tanıştıran kişinin de Dizzy Gillespie olduğu söylenmektedir.

[2] Davis Miles’ı uyuşturucuya başlatan kişinin Charlie Parker olduğu söylenmektedir.

[3] Bebop alt türü, orijinal melodi temel alınarak çalınmaktadır, ancak işitsel açıdan orijinal melodiye çok az benzemektedir veya hiç benzememektedir. Bu alt tür, bazen doğaçlama çalınmaktadır ve orijinal melodiye oranla daha fazla notayla çalındığı için dinleyiciye çok daha karmaşık ve uyumsuz gelmektedir. Ayrıca bebop alt türü, daha çok sözsüz (enstrümental) olarak tercih edilmektedir. Daha iyi anlaşılması için How High The Moon adlı caz şarkısının orijinal hâli ile aynı şarkının bebop alt türündeki hâli sırasıyla buraya ve buraya tıklanarak dinlenebilir.

[4] Miles Davis’in tüm çizimlerine ve resimlerine buraya tıkladıktan sonra beliren sayfanın alt kısmında bulunan “View All” butonuna tıklanarak ulaşılabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir