Kenzaburo Oe: Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi Baba

Kenzaburo Oe1, 1935 yılında Japonya’nın Şikoku adasında doğmuştur. Ünlü yazar henüz altı yaşındayken Japonya, İkinci Dünya Savaşı’na girmiştir ve yazar henüz on yaşındayken Japonya, bu savaşı kaybetmiştir. İkinci Dünya Savaşı esnasında büyümüş olan Oe’nin edebiyatının şekillenmesinde, bu savaşın büyük etkisi olmuştur. Oe, savaştan yeni çıkmış olan Japonya’nın durumunu görmüştür ve ülkenin şehirleşme sürecini gözlemleyebilmiştir. Bu nedenle Oe’nin eserlerinde savaş sonrası Japonya’sına ve Japonya’da köy yaşamı ile kent yaşamının arasındaki farklara sıkça rastlanmaktadır. Oe, şehirleşmeden ve maddi zevklerin, maneviyatın yerini almasından üzüntü duymuştur ve bugün de duymaya devam etmektedir.

Şikoku adasının Japonya üzerinde nerede bulunduğu kırmızı renk ile belirtilmiştir.

Yazarın edebiyatı sevmesini sağlayan ilk kitaplarına Oe, dokuz yaşında sahip olmuştur. Dokuz yaşına kadar yazar, daha çok, büyükannesi tarafından anlatılan hikâyelerle büyümüştür. Oe’ye edebiyatı sevdirmiş olan ilk kitaplarını yazarın annesi, İkinci Dünya Savaşı esnasında satın almıştır. Bir gün annesi bir kilogramlık pirinç torbası ile şehir merkezine gitmiştir. Maksadı, bu pirinci başka nesnelerle takas etmektir. Yazarın annesi gece geç saatlerde elinde Kenzaburo Oe’nin kız kardeşi için bir oyuncak bebek, erkek kardeşi için tatlı atıştırmalıklar ve Kenzaburo Oe için ise Mark Twain’in iki ciltlik “Huckleberry Finn’in Maceraları” adlı kitaplarıyla dönmüştür. Annesi, Huckleberry Finn’in Maceraları’nı Kenzaburo Oe’ye verirken “baban, bunun en iyi eser olduğunu söylemişti” demiştir. O dönemde Japonya, Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) karşı savaştığından dolayı, pirinç karşılığında kitapları veren adam, kitabın yazarının Amerikan olduğunu belirterek Oe ailesinin dikkatli olması konusunda Kenzaburo Oe’nin annesine uyarıda bulunmuştur. Pirinç ile kitapları takas eden kişi, Kenzaburo Oe’nin annesine okul öğretmeninin, yazarın Amerikan olduğunu öğrenirse, kitabı çocuğun elinden alacağını söylemiştir. Bu nedenle yazarın annesi, oğluna “öğretmenin, olur da Mark Twain’in kim olduğunu sorarsa sen, öğretmenine, ‘Mark Twain’ adının, bir Alman yazarın mahlası olduğunu söyle” diyerek oğlunu sıkıca tembihlemiştir.2 Kenzaburo Oe’nin annesi ile yaptığı ve kitaplar etrafında şekillenmiş olan bu konuşma, yazarın (esprili bir şekilde) söylediğine göre, yazar ile annesi arasında geçmiş olan ilk ve son edebî konuşmadır.3

Oe, on sekiz yaşındayken Tokyo Üniversitesi’ne girmiştir ve orada Fransız edebiyatı okumuştur. Kendisi, Jean-Paul Sartre’a hayranlık duymuştur. İlk kitabını 1957 yılında, üniversite öğrencisiyken yazmıştır. İlk edebî ödülünü ise 1958 yılında elde etmiştir. İlerleyen yıllarda Oe’nin uluslararası seviyede tanınmasını sağlamış olan eser, yazarın 1964 yılında yayımlanmış olan “Kişisel Bir Sorun” adlı eseridir. Oe’nin eserlerinin başarılı olmasının temelinde yazarın üslubunun içtenliği yatmaktadır.

Oe’nin edebiyatını İkinci Dünya Savaşı dışında şekillendirmiş olan ikinci önemli etken, oğlu Hikari’dir. 1963 yılında zihinsel engelli olarak doğan oğlunun engeli ve bu çocuğu yetiştirme süreci Oe’nin hem özel hem de edebî hayatını oldukça derinden etkilemiştir. Oğlunun doğduğu dönemde genç bir yazar olan Oe, hem gelecek kaygısından hem de eserlerini sığ bulduğundan ve bu nedenle başkalarının hayatına dokunamadığını düşündüğünden dolayı karanlık düşünceler içerisinde boğulmuştur. Bundan dolayı yazar, kendi hayatına ışık gibi doğması için oğlunun adını Japonca’da “Işık” anlamına gelen “Hikari (Japoncada “光 “)” koymuştur. Hikari’nin saflığı ve masumiyeti, ünlü yazara insan doğasının temelinde masumiyetin ve iyiliğin olduğunu öğretmiştir. Ayrıca ünlü yazar, temiz kalpli oğlunu her gördüğünde aslında tüm insanlığın iyi kalpli olduğuna inanmaya devam etmektedir ve böylece, insanlığı parlak bir geleceğin beklediğine olan inancını da kaybetmemektedir. Kenzaburo Oe, oğlu Hikari’ye oldukça bağlıdır ve oğlunu çok sevmektedir. Ünlü yazar, oğlunun doğumundan beri onu her gördüğünde mutluluk içinde yaşadığını hatırladığını belirtmektedir.

Bugün yaklaşık elli sekiz yaşında olan Hikari görme bozukluğundan, epilepsi krizlerinden ve zihinsel problemlerinden dolayı hiçbir zaman özerk olamamıştır ve olamayacaktır. Her ne kadar bazı basit eylemleri kendisi gerçekleştirebiliyor olsa da (dişlerini fırçalamak, kıyafetlerini giyinmek v.b.) daha karmaşık ve tehlikeli işleri (tıraş olmak v.b.) Hikari maalesef tek başına gerçekleştirememektedir. Babası, Hikari’nin son zamanlarda daha az konuştuğunu, ancak konuşurken seçtiği kelimeleri özenle seçtiğini belirtmektedir. Hikari, artık genç olmadığından dolayı bu durum aslında Kenzaburo Oe’yi kaygılandırmaktadır. Babası, oğlunun erken bunama yaşamasından korkmaktadır.

Kenzaburo Oe, oğluna olan sevgisinden dolayı oğlu hakkında saatlerce usanmadan konuşabilmektedir. Yazar, pek çok zaman gece geç saatlere kadar çalıştığını belirtmektedir. Hikari de gece tuvalete kalkıp tekrar yatağına yattığında, üzerini tek başına örtemediğinden, üzerinde bir şey olmadan uyuyakalmaktadır. Babası, çalışması bittikten sonra yatmadan önce, oğlunun üzerini örtmektedir ve kendisi için, hayatında en çok gurur duyduğu olayın “yatmadan önce oğlunun üstünü örtmesi” olduğunu belirtmektedir. Nobel Edebiyat Ödülü sahibi bir yazarın hayatında en çok oğlunun üstünü örtmesinden gurur duyması, Kenzaburo Oe’nin oğluna olan sevgisinin kanıtıdır.

Oe’nin anlattıklarına göre Hikari, ömrünün ilk beş yılı boyunca annesi veya babası tarafından söylenen hiçbir şeye tepki vermemiştir. Hikari’nin, sesine tepki verdiği ilk canlı ise radyodaki bir kuş sesi olmuştur. Bu tepki sonrasında Hikari’nin kuş seslerini sevdiğini anlayan ebeveynleri, elli kuş türünün sesinden oluşan ve önce kuşun adını anons eden, daha sonra ise kuşun sesini dinleten üç saatlik bir kayıt hazırlayarak bunu Hikari’ye dinletmeye başlamışlardır. Zamanla Hikari, doğada çeşitli vasıtalarla karşılaştığı kuşların adlarını yüksek sesle belirtmeye başlayınca ebeveynleri, oğullarının öğrenme kapasitesinin olduğunu anlamışlardır ve oğullarına diğer canlı veya cansız varlıkların adlarını öğretmeye başlamışlardır. Kenzaburo Oe’nin Japoncada en çok sevdiği kelime, “kelime” anlamına gelen “kotoba (Japoncada “言葉”)” ismidir. Yazar, insanlığın “kelime kültürü” sayesinde yaşayabildiğini belirtmektedir.4 Oe, büyük bir ihtimalle, oğlu Hikari’nin ilk kelimelerini duyabilmesi için uzun bir süre boyunca beklediğinden ve sonunda kendi oğluyla kelimeler vasıtasıyla iletişime geçebilmenin tadına vardığından dolayı “kelime” ismini favori kelimesi olarak seçmiştir.

Hikari’nin kuş seslerine olan merakı, zamanla klasik müziğe yönelmiştir. Hikari klasik müzik hayranıdır. Babası, Hikari’nin, klasik müzik dinlemeye başladığı ilk dönemlerde sabahtan akşama kadar Bach dinlediğini söylemektedir. Daha sonra Mozart ve Beethoven da dinlemeye başlayan Hikari, ilerleyen dönemlerde başka bestecilerin klasik müziklerinden de zevk almaya başlamıştır. Klasik müzik, zamanla, Hikari’nin meşgalesi hâline gelmiştir çünkü Hikari, klasik müzik parçaları bestelemeye başlamıştır. Kendisinin bestelemiş olduğu klasik müzik parçaları bugün yeryüzünde pek çok farklı ulustan pek çok insan tarafından dinlenmektedir.

Aşağıda, parçaları Hikari tarafından bestelenmiş olan bazı Hikari Oe albümleri sunulmuştur:

Kenzaburo Oe etrafındaki sevdiği ve saydığı insanları kaybettikten sonra aslında bu insanlar olmadan da kitap okumaya, yemek yemeye, ailesiyle ilgilenmeye, kısacası, yaşamaya devam ettiğini görmüştür. Bu nedenle ünlü yazar, kendisi de bir gün vefat ettikten sonra oğlu Hikari’nin de aynı biçimde bugünkü gibi yaşamaya devam edeceğini düşünmektedir. Bu nedenle de bir gün vefat edeceği düşüncesine pek de kafa yormamaktadır.5

Kenzaburo Oe henüz bir çocuk iken Japonya’da Hiroşima’ya ve Nagasaki’ye nükleer bomba atılmıştır. O dönemde bölge halklarının bu insan kaynaklı felaketten çektikleri sıkıntıları gören Oe, nükleer bombanın yaygınlaşmasına ve (başta kendi ülkesinde olmak üzere) nükleer enerji kullanımına karşı çıkmıştır. Japonya’nın bir daha “hibakuşa6 görmemesi gerektiğini savunmuştur. 2011 yılında Fukuşima’da nükleer santral kazası yaşandığında ise Japonya’nın kendi insanlarına kendi elleriyle bir kez daha nükleer felaket yaşatmasını bu devletin kendi tarihine ettiği bir ihanet olarak yorumlamıştır. Nükleer silahlanmaya karşı olan yazar, Fransa’nın Pasifik Okyanusu’nda gerçekleştirdiği nükleer bomba denemeleri nedeniyle, hoşnutsuzluğunu gösterebilmek amacıyla, bu ülkeyi ziyaret etmeyi bile bırakmıştır.

Oe, insanların çektikleri acıları duyurabilmek için ne ABD’yi ne de Japonya’yı eleştirmekten çekinmiştir. Ünlü yazar, 1963 yılında Hiroşima’ya giderek orada nükleer bomba felaketini şahsen yaşamış ve hayatta kalmayı başarmış olan insanlarla röportajlar gerçekleştirmiştir. Nükleer bombanın fiziksel ve/veya zihinsel etkilerinin hâlâ kendilerinde görüldüğü bu insanlarla konuşmak, o dönemde henüz yirmi sekiz yaşında olan yazarı oldukça etkilemiştir. Yazar, bu röportajları düzenleyerek bir kitap hâline getirmiştir ve hazırladığı bu kitap, 1965 yılında, “Hiroşima Notları” adıyla yayımlanmıştır.

Oe, daha sonra, Okinava halkının sorunlarını da orada yaşayan halk ile gerçekleştirdiği röportajlar sayesinde dinlemek ve duyurmak istemiştir. Okinava halkının İkinci Dünya Savaşı esnasında Japonya’dan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise ABD’den çektiklerini yaptığı röportajlar ile kayıt altına alarak “Okinava Notları” adıyla, 1970 yılında, yayımlamıştır.7 Japon okul kitaplarının Okinava halkının yaşadıkları ile ilgili yanlış bilgiler içerdiğini belirterek bu kitapları eleştirmiştir ve bu eleştirisinden dolayı kendisine dava bile açılmıştır. Davayı Oe’nin kazanması üzerine okul kitaplarında Okinava ile ilgili yer alan yanlış bilgiler düzeltilmiştir.

Bugünkü Japonya’nın, tarihi ile çelişkili bir Japonya olduğunu düşünen Oe bu düşüncesini de açıkça, uluslararası bir ortamda, dile getirmiştir. Yasunari Kavabata, Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldükten sonra yaptığı konuşmasında “Güzel Japonya’dan Ben (Japoncada “Utsukuşii Nihon no Vataşi“)” başlığını seçmiştir. Kenzaburo Oe ise, Kavabata’nın bu başlığını hatırlatır bir başlık olan “Muğlak Japonya’dan Ben (Japoncada “Aimai na Nihon no Vataşi“)” başlıklı bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmasında Oe, Japonya’yı tarihsel süreci içerisinde muğlak bulduğunu belirtmiştir ve Kavabata’nın aksine, kendi ülkesinin olumsuz yanlarını eleştirmiştir. Konuşmasında Oe, Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı esnasında diğer Asyalı devletlere acılar yaşattığına açıkça değinmiştir.

Kenzaburo Oe, “çocuksu” bulduğu karakteri sayesinde heyecanını hiçbir zaman kaybetmemiştir. İnsanların yaşlandıkça bilgeleştiğini düşünmemektedir. İnsanın yaşlandıkça daha fazla deneyim elde ettiğini kabul etmektedir ancak yine de yaşla birlikte insanın, bazı şeyleri terk ettiğine ve bazı şeylerden vazgeçtiğine inanmaktadır. Yazara göre yaşlı kimsenin bilgeleşmesi, söz konusu terk etmenin ve vazgeçmenin sonucudur.

Kenzaburo Oe, Yasunari Kavabata’dan8 sonra Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş olan ikinci Japon yazardır.9 Japonya’nın bugün en saygın aydınları arasındadır. Hayatı boyunca gerçekleri ortaya çıkarmak için çalışmıştır ve her zaman barıştan yana olmuştur. Bu nedenle aşırı sağ görüşlüler tarafından eleştirilmiştir, kendi ülkesinde pek çok kez yalnız kalmıştır ve tehdit edilmiştir. Japonya’nın tarihsel süreçte yaptığı yanlışları söylemekten ve Japon devletini, gerekirse, yermekten çekinmemiştir.10 Eserlerinde sosyal ve politik meselelere değinmiştir.

Son olarak belirtilmesi gerekir ki ünlü yazar, kendisine hayatının zor anlarında eşlik etmiş olan eşinin kadın gücü ve bilgeliği olmasaydı kendi hayatının yaşanması imkânsız bir hayat olacağını belirtmiştir ve böylece, eşine duyduğu minneti de dile getirmiştir.

[1] Yazarın adında ve soyadında mevcut olan “o” harfleri uzatılarak telaffuz edilmektedir.

[2] Yazarın babası, yazar, annesinden bu hediyeyi almadan yaklaşık bir yıl önce vefat etmiştir.

[3] Yazarın çocukluğunda sahip olduğu ve Huckleberry Finn ile birlikte sıkılmadan defalarca okuduğu ikinci kitabı ise Selma Lagerlöf tarafından kaleme alınmış olan “Nils Holgersson’un Serüvenleri” adlı kitaptır. Kenzaburo Oe, bu kitapların her ikisinin neredeyse her bir cümlesini bugün bile hatırladığını söylemektedir.

[4] Yazar, “kelime kültürü” kavramıyla, büyük bir ihtimalle, insanların kendi aralarındaki paylaşımın temelinde kelimelerin olduğunu ve sosyal bir varlık olan insanın, kelimeler aracılığıyla sosyal kalabildiğini anlatmaya çalışmaktadır.

[5] Kenzaburo Oe, son zamanlarda gerçekleştirmiş olduğu bir röportajda Milan Kundera’yı okumaktan zevk aldığını ve bu yazarın en çok “Bir Buluşma“, “Perde” ve “Kayıtsızlık Şenliği” adlı eserlerini sevdiğini söylemiştir.

[6] Japonya’da İkinci Dünya Savaşı esnasında nükleer bomba felaketini şahsen yaşamış olan kişilere “hibakuşa (Japoncada “被爆者”)” denmektedir.

[7] Okinava, 19. yüzyılın ikinci yarısında Japonya tarafından ilhak edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı esnasında da Okinava halkı, Japonya tarafından savaşa sokulmuştur. Savaş esnasında Okinavalıların, Amerikan askerlerinin ellerine düşmesinler diye, Japon komutanların emri üzerine toplu intiharlara sürüklendikleri belirtilmektedir. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri tarafından ilhak edilen Okinava’da bu kez Amerikan askerleri ile yerel halk pek çok sorun yaşamıştır.

[8] Yasunari Kavabata, Nobel Edebiyat Ödülü’nü 1968 yılında elde etmiştir.

[9] Kenzaburo Oe, Nobel Edebiyat Ödülü’nü 1994 yılında elde etmiştir.

[10] Tüm eleştirilerine rağmen ünlü yazar, Japonya’yı Japonya’nın içinde yaşarken eleştirebiliyor olmasından dolayı, Japonya’da demokrasinin var olduğu gerçeğini de kabul etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.