Japonya’nın Sakoku Politikası

Sakoku kelimesi Japoncada “Sa (鎖)” yani “zincir” ve “Koku (国)” yani “ülke” kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır ve tam olarak “ülkenin zincirlenmesi” veya “ülkenin dışarıya kapatılması” anlamına gelmektedir.

Sakoku, Japonya’da Tokugava Hanedanlığı tarafından 17. yüzyılın ilk yarısından 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar toplamda iki yüzyıldan fazla sürdürülmüş olan “kendini dış dünyadan izole etme politikasına” verilen addır. Bu politika, Japonya’da doğan Japon vatandaşların ülke dışına gitmelerini, Japonya’yı terk eden Japon vatandaşların Japonya’ya geri dönmelerini ve, bazı istisnalar dışında, ülke dışından gelen yabancıların Japonya’ya girmelerini yasaklamıştır.

Sakoku Politikasının Ortaya Çıkışı

16. yüzyılda Japonya, feodal liderler (daimyô) arasında durmadan süren savaşlara sahne olmuştur. Bu savaşların oluşturduğu kaos ortamından yorulan feodal liderler ve halk, artık barış ortamına geçmeyi arzulamaktadırlar. Sonuç olarak, gruplar hâline birleşen feodal liderler arasında 1600 yılında patlak veren Sekigahara Savaşı’nı kazanan İeyasu Tokugava, Japonya’yı tek bir çatı altında birleştirerek Japonya’ya barışı getirir.[1] Burada önemli bir detay vardır: İeyasu Tokugava, tek çatı altında toplanan ülkenin idari merkezi olarak Edo’yu (günümüzdeki Tokyo’yu) seçmiştir. Bu nedenle de Tokugava Hanedanlığı dönemine Edo Dönemi de denmektedir. Edo şehri Japonya’nın doğusundadır.

Bu dönemde, yani 16. yüzyılın sonlarında ve 17. yüzyılın başlarında, Portekiz’in, İspanya’nın, Hollanda’nın ve İngiltere’nin Japonya ile ticari ilişkilerinin olduğu bilinmektedir. Söz konusu devletlerin tüccarları Japonya’ya çeşitli tüketim malları satarak Japonya’dan özellike gümüş madeni almaktadırlar. Her ne kadar Japonya’nın idari merkezi ülkenin doğusunda bulunsa da ülkenin ticari merkezleri, Güneydoğu Asya ve Avrupa ile yapılan deniz ticaretinin ve Çin ve Kore ile yapılan kara ticaretinin gerçekleştiği batı bölgelerdir.

Ekonomik açıdan önemli olan bu batı bölgelerde bu dönemde iki tehdit baş gösterir. Bunlardan birincisi o dönemde Çin’de patlak veren bir iç savaşın Japonya topraklarına sıçraması tehlikesidir. İkinci tehlike ise özellikle Cizvit misyonerlerin Japonya topraklarında Hristiyanlığı yaymak için çaba göstermeleridir.

Ekonomik açıdan zengin olan bu batı bölgelerin herhangi bir etkiden dolayı ayaklanmalarından korkan Edo hükümeti, hem bu bölgelerin ekonomik zenginliklerinden faydalanmak, hem de yeni kurulan merkeziyetçi düzeni koruyabilmek için sakoku politikasını 1633-1639 yılları arasında kademeli olarak uygulamaya koyar.[2] Öncelikle, 1633 yılında, ülke sınırları dışarıdan gelen gemilere kapatılır. Daha sonra ise, 1635 yılında, yurt dışında yaşayan Japonların ülkelerine geri dönmeleri yasaklanır.

Burada belirtilmesi gereken önemli bir şey vardır. Sakoku politikasına bu adın verilmesi 19. yüzyılda gerçekleşmiştir. Yani Tokugava Hanedanlığı’nın söz konusu koruyucu politikaları ilk baştan planlanarak ve tasarlanarak uygulamaya konmuş politikalar değildir. Büyük bir ihtimalle söz konusu politikaların, ülke içerisinde düzen sağlandıktan sonra, birkaç yıl içerisinde yürürlükten kaldırılması planlanmaktaydı. Ancak beklenen olmadı ve sakoku politikası iki yüzyılı aşkın bir süre boyunca Tokugavalar tarafından uygulandı.

Sakoku Politikasının Sona Erişi

Sakoku politikası 1854 yılına kadar devam etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından görevlendirilmiş olan Komodor[3] Matthew Perry, 1853 yılında siyah bir gemiyle Japonya kıyılarına gelerek Japonya’nın limanlarını dış gemilere açması için Japonya’ya ültimatom verir. Bu ültimatom üzerine Japon yetkililerden bu ültimatoma cevabını bir yıl sonra alacağını söyleyerek oradan ayrılır. Ancak neden Amerika Birleşik Devletleri Japonya’dan bu türden bir şey istemektedir?

Bu dönemde gittikçe gelişen ABD- Çin ilişkilerinde Japonya coğrafi bir engel teşkil etmektedir. Aynı zamanda, bu dönemde gemiler kömür gücü ile çalıştığından, Amerikan denizcilerin ve tüccarların Pasifik Okyanusu kıyısında kömür alabilecekleri ve limanına demirleyebilecekleri bir durağın olması kendileri için faydalı olacaktır.

Bunun yanı sıra Birleşik Krallık’tan ve Rusya’dan da Japonya’nın sınırlarını artık dış dünyaya açması konusunda baskılar gelmektedir.

Sonuçta Mart 1854 tarihinde Komodor Matthew Perry  Tokyo’ya geri döner ve 31 Mart 1854 tarihinde ABD ile Japonya arasında Kanagava Antlaşması imzalanır. Bu antlaşma sayesinde Japonya toplam beş limanını ABD gemilerine açar ve sakoku politikası son bulur. İlerleyen dönemlerde Birleşik Krallık ve Rusya da Japonya ile antlaşmalar imzalayarak Japonya limanlarına demirleme hakkı ve Japonya’da ticaret yapabilme hakları elde edeceklerdir.

Halkını “barbarlardan” korumak ile yükümlü olan Japon yönetiminin bu türden bir antlaşma imzalaması ülke içerisinde pek hoş karşılanmayacaktır. Ayrıca ülkeye giren parada bir anda artış yaşanması ülkede ciddi bir enflasyonun oluşmasına neden olacaktır. Sonuçta, 1868 yılında, Tokugava Hanedanlığı yıkılacak ve yönetimi günümüz modern Japonya’nın temellerini atan Meiji Hükümeti ele geçirecektir.

Son Birkaç Bilgi

Son olarak, Japonya’da sakoku politikasının ortaya çıkışını destekleyen birkaç noktaya değinmek gerekmektedir:

Öncelikle Çin’de Ming Hanedanlığı döneminde de Çin, ülkesini deniz ticaretine “kaikin” adı verilen bir politika neticesinde 1560’lı yıllara kadar kapatmıştır. Yani sakoku politikası, o döneme göre, uygulanması çok da tuhaf olan bir politika değildir. Bu nedenle Japonya tarafından sakoku politikası uygulamaya konmuştur.

İkinci olarak, o dönemde Japon toplumu toplam dört kesimden oluşmaktadır. Bunlar samuraylar, tarım ile uğraşanlar, zanaatkârlar ve tüccarlardır. Tuhaf bir biçimde tüccarlar sosyal piramidin en altında bulunmaktadırlar ve halk nezdinde pek de hoş karşılanmamaktadırlar. Bu duruma ek olarak Japonya o dönemde, lüks tüketim malları dışında, dış ülkelere bağımlı değildir. Yani ülke kendi kendine yetebilmektedir. Bu iki nedenden dolayı hükümet zaten dış ticarete pek olumlu bakmamaktadır. Bu durum da sakoku politikasının oluşmasını desteklemiştir.

Son olarak, diğer devletlerin aksine, Hollanda’nın Japonya ile ticaret yapması sakoku ile tamamen yasaklanmamıştır. Her ne kadar büyük kısıtlamalara boyun eğmek zorunda kalsalar da Hollandalılar, sakoku döneminde Japonya’da ticaret yapabilmişlerdir. Hollandalıların bu dönemde çoğunlukla Katolik değil de Protestan olmalarının ve Japonya’da misyonerlik faaliyetlerine karışmamalarının bunda ciddi bir etkisinin olduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda sakoku döneminde Hollandalıların Japon hükümetine dünyada neler olup bittiği ile ilgili raporlar vermesi de bu istisnanın oluşmasında etkili olmuştur. Bu nedenle de Japonya’nın sakoku döneminde dış dünyadan tamamen kopuk yaşadığını düşünmek hatalı olabilir. Ülkesini tamamen dış dünyaya kapatmamasından dolayı da Japonya, sakoku politikasını uygulama konusunda tereddüt etmemiştir.

 

[1] Tokugava Dönemi (Edo Dönemi) 1603’te başlayıp 1868’e kadar sürmüştür. 1868’de devlet yönetimini Meiji Hükümeti ele geçirmiştir.

[2] Nagasaki şehri, Cizvit kontrolünden kurtarılan ilk şehirlerden biri olmuştur.

[3] Amiral yetkisiyle görevli deniz subayı. (Türk Dil Kurumu’nun tanımıdır)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.