Japonizm: Batı Sanatındaki Japon Etkisi

Japonya’nın 17. yüzyılın ilk yarısında başlayan sakoku politikası, 1854 yılında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Japonya arasında Kanagava Antlaşması’nın imzalanmasıyla son bulmuştur. İlerleyen yıllarda Avrupalı büyük devletler de Japonya ile ticaret antlaşmaları imzalayarak bu devlet ile ikili ilişkilerini güçlendirmişlerdir.[1] Artık dış dünyaya açılan Japonya, yabancı kültürlerden etkilenmeye başladığı gibi bu kültürleri etkilemeye de başlamıştır.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Japon sanat ve zanaat eserlerinin Batı dünyasında yayılması üzerine bu eserler, Batılı sanatçılar üzerinde etkili olmaya başlamıştır. Bu dönemde Japon eserlerin, Batılı sanatçılar ve eserler üzerindeki etkisi “Japonizm” kavramı ile anlatılmaktadır. 1860’lı yıllardan itibaren Batı’da ortaya çıkan pek çok sanat eserinde (tablolarda, dekoratif sanatlarda, operada, dansta v.b.) var olan Japonizm’in, kavram olarak ilk kez Philippe Burty tarafından 1872 yılında kullanıldığı tahmin edilmektedir.

1858 yılında Fransa ile Japonya arasında ticaret antlaşması imzalanmasının ardından Fransa’ya gelmeye başlayan Japonya’nın egzotik ürünleri, devletin başkenti Paris’te birkaç dükkânda satılmaya başlamıştır. Bu dönemde Japonya’dan gelen ve Japon halkının sakoku dönemindeki günlük yaşantısı ile ilgili detaylar içeren tahta baskı resimleri (Japoncada “ukiyo-e”)[2] Fransa’da özellikle ilgiyle karşılanmıştır. Madame Desoye, Japonya’nın dış dünyaya açıldığı bu dönemde Japonya’dan gelen ürünleri, özellikle de Japon tahta baskı resimleri, dükkânında satarak Fransız halkına Japon kültürünü tanıtmaya başlamıştır. Rivoli Caddesi’ndeki başka bir dükkândan ise Jules de Goncourt ve Edmond de Goncourt kardeşler, koleksiyon yapabilmek amacıyla Japon zanaat ve sanat eserlerini satın almaya başlamışlardır. 1867 yılında Paris’te gerçekleştirilen Evrensel Sergi’de Japon eserleri ilk kez bir Avrupa sergisinde yer bulmuştur. İngiltere’nin başkenti Londra’da ise 1885 yılında Japon kültürü içeren “Mikado (İngilizcede The Mikado)” adında bir operet sahnelenmiştir.

Japonizm, bu nedenle yalnızca görsel sanatlarda kendini göstermemiştir. Bu duruma başka bir örnek olarak, Camille Saint-Saëns’un Japonya’yı Fransa’ya taşıdığı “Sarı Prenses (Fransızcada La Princesse jaune)” adlı operası gösterilebilir. Söz konusu opera ilk kez 12 Haziran 1872 tarihinde Paris’te (Opéra Comique’te) seyirciye sunulmuştur:

Görsel sanatlarda da yine bu dönemde Japonizm örneklerine sıkça rastlanmaktadır. Aşağıda, birkaç tablo örnek olarak sunulmuştur:

Belçikalı sanatçı Gustave Léonard de Jonghe’un “Japonya Hayranı (Fransızcada L’Admiratrice du Japon)” adlı tablosu. 1865 yılında tamamlanmış olan tablo, Japon motifleri içermektedir. ©largesizepaintings.blogspot.com
Fransız sanatçı Édouard Manet’nin “Émile Zola” adlı tablosu. Manet, arkadaşı Émile Zola’yı kendisine teşekkür edebilmek amacıyla resmetmiştir. Söz konusu tablo 1868 yılında tamamlanmıştır. Tabloda Zola’nın arkasındaki paravan Japon motifleri içermektedir. Duvarda ise Japon tahta baskı sanatıyla yapılmış olan bir resim göze çarpmaktadır. ©fr.wikipedia.org
Soldan sağa, sırasıyla, Japon sanatçı Utagava Hiroşige tarafından yapılmış olan, sanatçının Atake Köprüsü’nde aniden bastıran akşam yağmurunu resmettiği eser ve Hollandalı ressam Vincent van Gogh tarafından 1887 yılında yapılmış olan “Yağmur Altındaki Köprü” adlı eser. [3] ©wikimedia.org

Bu dönemde pek çok sayıda Avrupalı ve Amerikalı sanatçı, eserlerinin yapımında Japon kültüründen etkilenmiştir ve esinlenmiştir. Mary Cassatt[4], James Tissot, James Abbott McNeill Whistler, Claude Monet ve daha pek çok sanatçı, bu ünlü isimlere örnek olarak verilebilir. Ancak, Japonizm her ne kadar Japon sanat ve zanaat eserlerinin Batı sanatı üzerindeki etkisini anlatmak için kullanılsa da Batı’nın da söz konusu dönemde Japonya’yı ve Japon sanatını etkilediği inkâr edilemez.[5] Bu nedenle Japonizm, iki taraflı kültürel etkileşimin yalnızca bir tarafını oluşturmaktadır.

Son olarak belirtilmesi gerekir ki Japonizm, belirli bir sanat dalı veya belirli bir dönem ile sınırlandırılmamaktadır. Ancak, Japonya’nın gittikçe daha fazla Batı’ya benzemesiyle ve 1905 yılında Rusları yenerek modern devletler arasında olduğunu diğer devletlere kanıtlamasıyla birlikte Japonya, artık egzotizminden çok gelişim modeliyle ve başarı öyküsüyle ilgi çeken bir devlet olmaya başlamıştır.


[1] Söz konusu Avrupalı devletler Hollanda, Fransa, İngiltere ve Rusya’dır.

[2] Ukiyo-e sanatının neye benzediği, buraya tıklanarak ulaşılabilecek video izlenerek daha iyi anlaşılabilir.

[3] Van Gogh’un Hiroşige’nin tablolarından kopyalayarak yaptığı başka tabloları da mevcuttur.

[4] Kendisi özellikle Kitagava Utamaro’nun tablolarından esinlenmiştir.

[5] Japonya’da gerçekleşen 1868 Devrimi, Japonya üzerindeki Batı etkisinin bir sonucudur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir