Antoine de Saint-Exupéry ve Küçük Prens

Not: Bu yazı, Antoine de Saint-Exupéry’nin “Küçük Prens” adlı eserinin içeriği ve sonu ile ilgili bilgiler içermektedir.

Küçük Prens’in Ortaya Çıkışı

Antoine de Saint-Exupéry, 1900 yılında Fransa’nın Lyon şehrinde doğmuştur ve fiilen pilotluk yapmaya 1920’li yıllarda başlamıştır. Yazar, hava postası pilotluğu yaptıktan sonra Latécoère ve Air France gibi havacılık şirketleri için çalışmıştır. Mesleği sayesinde pek çok yer görmeyi başarmış olan yazarın eserlerinde, Küçük Prens de dâhil olmak üzere, havacılığın etkilerinin görülmesinin temel nedeni budur.

İkinci Dünya Savaşı başlayınca Saint-Exupéry, 1939 yılında Hava Kuvvetleri’ne katılmıştır. Fransa’nın savaş esnasında Almanya tarafından ilhak edilmesi üzerine yazar, Fransa’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) kaçmak zorunda kalmıştır ve New York’a yerleşmiştir. Yazar, burada dilini konuşamadığı ve öğrenmeyi de reddettiği yabancı bir ülkede gittikçe daha da yalnızlaşmıştır ve psikolojik olarak kendini iyi hissetmemeye başlamıştır. Ancak, 1939 yılında yayımlanmış olan eseri İnsanların Dünyası (Terre des hommes), o dönemde İngilizce diline de çevrildiğinden dolayı Saint-Exupéry, ABD’deki edebî çevre nezdinde de tanınmaktadır. Bu sayede 1942 yılında bir Amerikan editör, Saint-Exupéry’yi umutlandırabilmek ve yazarın moralini düzeltebilmek için kendisine bir kitap siparişi vermiştir.

Bu siparişin üzerine Saint-Exupéry, 1942 yılında, New York’tayken aklındaki çocuk kitabının yazımına başlamıştır ve sonuçta ortaya, ilk kez 1943 yılında New York’ta İngilizce ve Fransızca dillerinde yayımlanmış olan Küçük Prens çıkmıştır.

Küçük Prens’in Özgünlüğünün Kaynağı

Saint-Exupéry’nin en ünlü eseri olan Küçük Prens, bir yetişkin ile Küçük Prens’in karşılaşması ve tanışması üzerine kuruludur. Bu eser aslında bir çocuk hikâyesinin, kahraman bakış açısıyla yazılmış olan bir yetişkin kitabına entegre edilmesiyle oluşturulmuştur. Bu nedenle diğer çocuk kitaplarına pek benzememektedir.

Küçük Prens’te bir düalizm (ikicilik) söz konusudur. Çünkü bu eser hem Küçük Prens’in hem de onun çölde tanıştığı yetişkinin gözünden bakılarak hem çocuklar hem de yetişkinler tarafından okunabilmektedir. Yetişkinin (anlatıcının) gözünden bakıldığında Küçük Prens eseri, bir macera kitabı gibi okunmaktadır. Çocuğun (Küçük Prens’in) gözünden bakıldığında ise Küçük Prens eseri, bir çocuk masalına dönüşmektedir. Küçük Prens’in edebiyat dünyasında bir çocuk masalının ötesinde değere sahip olmasının nedeni, işte kitaba özgünlük katan bu düalizmdir.

Küçük Prens’in Yetişkinlere Bakışı

Bu eser, yetişkin insanların önemli gördükleriyle ve kendisini önemli gören yetişkinlerle alay etmektedir. Bu nedenle eserdeki yetişkin de çocuk kalabilmeyi becermiş ve hayal gücünü tamamen kaybetmemiş olan bir yetişkindir.[1] Bu yetişkin, çocuk dünyasını yetişkin dünyasına tercih etmektedir, yetişkinlerin sayılar konusunda saplantılı olmasını eleştirmektedir ve çocukların yetişkinlerden üstün olduğunu düşünmektedir. Ona göre çocuklar, nitelik yerine nicelik ile ilgilenen yetişkinlerin seviyesine olsa olsa “inebilirler”.

Ayrıca Küçük Prens’in gezegenden gezegene dolaşarak gerçeğe ulaşabilmesi hedefinde ona hiçbir yetişkin yardımcı olamamıştır. En sonunda kendisi, bu hedefine bir insan bile olmayan tilki sayesinde ulaşacaktır. Tilki sayesinde Küçük Prens, gerçeğe ancak gönül gözüyle ulaşabileceğini öğrenecektir. Pek çok gezegen ve insan gördükten sonra Küçük Prens’in gerçeğe bir yetişkin sayesinde değil de çelimsiz bir tilki tarafından ulaşması hiç mi hiç tesadüf değildir. Çünkü yetişkinler gerçek ile değil, onun nicel karşılığıyla ilgilenmektedirler.

Antoine de Saint-Exupéry’nin Hayatı ile Küçük Prens Arasındaki Paraleller

Martin Heidegger tarafından 20. yüzyılın en büyük edebî eseri kabul edilmiş olan Küçük Prens’in, yazarının hayatından ve yaşadıklarından ayrı tutulması mümkün değildir. Antoine de Saint-Exupéry’nin çocukluk ve kendi çocukluğu için söyledikleri de bunu destekler niteliktedir. Yazar, bu konuyla ilgili olarak: “Çocukluk, herkesin içinden çıktığı bu büyük topraklara verilen addır! Ben nereli miyim? Ben, sanki bir ülkeymiş gibi, çocukluğumdan geliyorum“ demiştir.[2]

Saint-Exupéry’nin 1902 yılında doğmuş olan küçük kardeşi François, 1917 yılında eklem romatizmasından dolayı hayatını kaybetmiştir. Kardeşinin vefatı, Saint-Exupéry’ye, hayatında ilk defa çok önemli birisini kaybetmenin duygusunu tattırmıştır. Yazarın hissettiği bu duygu tamir edilemezliğin ve geri döndürülemezliğin duygusudur. Söz konusu duygu, yazarı hayatı boyunca terk etmemiştir. Öyle ki Saint-Exupéry, zayıf ve kırılgan görünümlü Küçük Prens’i yazarken ve çizerken kardeşi François’dan ilham almıştır.

Küçük Prens’te yazarın hayatında yaşadığı başka olayların yansımaları da bulunmaktadır. Örneğin, Saint-Exupéry 1935 yılında Paris’ten Saygon’a giderken uçağında yaşanan bir arızadan dolayı Libya Çölü’ne iniş yapmak zorunda kalmıştır. Burada ölümden dönmüş olan Saint-Exupéry, hem susuz kalmıştır hem de halüsinasyonlar görmüştür.[3] Yazar, Küçük Prens’te yetişkinin uçağının çöle düştüğü ve Küçük Prens ile tanıştığı bölüm için gereken ilhamı bu deneyiminden almıştır.

Yine Saint-Exupéry’nin New York’ta yaşadıkları ve hissettikleri de Küçük Prens’e yansımıştır. Yazar, New York’tayken içerisinde bulunduğu şehre yabancıdır ve olayları çoğu zaman anlayamamaktadır. Küçük Prens de yaşadığı yer olan B 612 adlı gezegenini terk etmiştir ve Dünya’ya yabancıdır. O da âdeta New York’taki Saint-Exupéry gibi Dünya üzerinde gördüklerini her zaman anlayamamaktadır. Ayrıca New York’ta yaşayan Saint-Exupéry artık evine, yurduna dönmeyi arzulamaktadır. Aynı şekilde Küçük Prens’in de amacı en sonunda evine, gezegenine dönebilmektir. Bu nedenle Saint-Exupéry’nin New York’ta yaşadığı içe kapanıklığın ve mutsuzluğun, Küçük Prens’in yazımında ve kitabın ruhunda rol oynadığı belirtilmektedir. Eserdeki melankoli, yazarın bu gurbet acısına bağlanmaktadır.

Yine Küçük Prens’in hoşlandığı ancak onunla yorucu bir ilişki yürüttüğü gül, Antoine de Saint-Exupéry’nin eşi Consuelo de Saint-Exupéry’yi temsil ederken, söz konusu ilişki de Saint-Exupéry’nin eşi ile yaşadığı çalkantılı ilişkiyi temsil etmektedir. Aslında bu nedenle eserdeki yetişkinin ve Küçük Prens’in Saint-Exupéry’nin, sırasıyla, içindeki çocuk olan yetişkin ve yetişkin olan çocuk[4] olduğu düşünülmektedir.

Küçük Prens’in ve Antoine de Saint-Exupéry’nin Sonu

Eserin sonunda Küçük Prens, yılan tarafından sokulmaktadır ve gezegenine dönmektedir. Ancak bu sokulma büyük bir ihtimalle ölümü simgelemektedir ve bu ölüm, Küçük Prens’in gezegenine döndüğü söylenerek çocuklardan saklanmıştır. Çünkü eserde, Küçük Prens’in gezegenine döndüğü ile ilgili hiçbir kanıt yoktur. Aynı şekilde Saint-Exupéry’nin uçağı, 1944 yılında, bir görev esnasında Akdeniz’e düşerek kaybolmuştur. Her ne kadar Saint-Exupéry’nin kaza anında hemen veya kazanın neden olduğu yaralardan dolayı sonradan vefat ettiği bilinse de yazarın, aynı Küçük Prens gibi, vefat ettiğinin kanıtı maalesef yoktur.

Küçük Prens, Fransa’da ancak 1946 yılında yayımlandığı için Saint-Exupéry, kitabının kendi ülkesinde yayımlandığını maalesef görememiştir.


[1] Öyle ki bu yetişkin, boa yılanı içindeki fili veya kutunun içindeki koyunu görebilmektedir.

[2] Fransızcada: “L’enfance, ce grand territoire d’où chacun est sorti ! D’où suis-je ? Je suis de mon enfance comme d’un pays”.

[3] Ancak bu yolculuğu esnasında Saint-Exupéry, Küçük Prens’teki yetişkin gibi yalnız değildir ve çölde yalnız başına kalmamıştır.

[4] Küçük Prens’in muhakemeleri bazen yetişkin muhakemeleri kadar akılcıdır ve olgundur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir