Amerika Birleşik Devletleri’nde Opioid Krizi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), tarihinin en büyük uyuşturucu bağımlılığı salgını ile mücadele etmektedir: Opioid bağımlılığı salgını. Bu salgının (veya krizin) boyutu o kadar büyük ki ABD Başkanı Donald Trump, Mart 2018’de, New Hampshire’da, sadece söz konusu opioid krizini ilgilendiren bir konuşma yapmıştır. Krizin önemini anlayabilmemiz için bu konuşmadan öne çıkan birkaç cümleyi belirtmek faydalı olacaktır: “Her gün 116 Amerikalı, opioid bazlı madde aşırı dozundan hayatını kaybetmektedir. New Hampshire’da ise bu rakam ulusal ortalamanın iki katıdır […]“, “bu salgın hastalıkla başa çıkmak için her eyaletin yerel ve eyalet seviyesinde çaba göstermesi gerekmektedir […] Bağımlılık bizim geleceğimiz değildir. Ülkemizi bu krizden kurtaracağız. Yüzlerce yıldır hiç bu duruma gelmemiştik […]“, “Kongre ile çalıştık ve bu soruna, 2018 ve 2019 yılları için, ek olarak en azından 6 milyar dolar ayırdık […].

Krizin boyutunu anlayabilmemiz için Time dergisi tarafından verilen birkaç veriyi de belirtmekte fayda vardır. Time’a göreyalnızca 2016 yılında yaklaşık 64.000 kişi aşırı dozdan hayatını kaybetmiştir -ki bu rakam Vietnam, Irak ve Afganistan Savaşları’nda hayatını kaybeden toplam Amerikan askerlerinin sayısına neredeyse denktir-“, ayrıca “ABD dünyanın en zengin ülkesi olmasına rağmen 2015 ve 2016 yıllarında ülkedeki ortalama yaşam süresi (opioid krizinden dolayı) düşmüştür“.[1] ABD’nin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (Disease Control and Prevention Centers) verilerine göre 1999-2016 yılları arasında toplamda 630.000 kişi aşırı dozdan hayatını kaybetmiştir ve 2016 yılında, opioid içeren maddenin aşırı dozda kullanılmasından dolayı hayatını kaybeden insan sayısında 1999 yılındakine oranla %500 artış gözlenmiştir.

2015 yılında 2.6 milyon kişinin opioid bazlı madde bağımlısı olduğu söylenen ABD’de ülkenin gencini yaşlısını, zenginini fakirini, kısacası herkesi etkileyen bu kriz öyle vahim bir hâl almıştır ki ABD basınında artık opioid krizinden bahsederken “ulusal kriz“, “salgın hastalık“, “bağımlılık salgını” v.b. başlıklar kullanılmaktadır.

Peki bu kriz nasıl ortaya çıkmıştır, ne zaman ortaya çıkmıştır ve bu krizin Amerikan halkı üzerindeki etkisi nedir?

Krizin Ortaya Çıkışı ve Temel Kavramları

Krizin nasıl ortaya çıktığını daha iyi anlayabilmek için şu üç maddeye ve bunların halk tarafından piyasada nasıl elde edildiğine açıklık getirmek gerekmektedir: Opioid, fentanil ve eroin.

Opioid adı verilen madde afyondan elde edilen bir özdür ve kullandığında vücutta morfininkine benzer bir etki bırakmaktadır. Fentanil ve eroin işte bu opioid denen özden elde edilmektedir. Opioidden üretilen uyuşturucular ise piyasada üç şekilde bulunmaktadır:

  1. Yasa dışı uyuşturucu madde olarak: Eroin.
  2. Hem yasa dışı uyuşturucu, hem de reçeteli ilaç olarak: Fentanil. Fentanil piyasada ya reçeteli ilaç hâlinde yasal yollardan alınabilmektedir ya da eroin veya kokain ile karıştırılmış bir versiyonu sokaklarda yasa dışı yollardan satılmaktadır. Yasal yollardan satılan fentanilin morfinden 50 ile 100 kat daha güçlü olduğu söylenmektedir. Yasa dışı fentanilin ise ABD’ye çoğu zaman Çin ve Meksika tarafından sokulduğu bilinmektedir.
  3. Yalnızca reçeteli ilaç olarak: Fentanil türü olan Duragesic marka deri bantları bu ilaçlara bir örnektir. Bilinmesi gerekir ki Duragesic gibi fentaniller çok ciddi kronik ağrılarda kullanılmaktadır. Bu nedenle de herkese önerilmemektedir. Eğer ağrı çok ciddi değil ise daha çok Percocet ve OxyContin gibi opioid bazlı başka ilaç markaları hastalara önerilmektedir.

Opioid bağımlılığı, temelde doktorların hastalarına reçete ile sundukları ve yukarıda isimleri geçen ağrı kesicilere (Percocet, OxyContin, Duragesic, v.b.) hastaların bir süre sonra bağımlı olması ile ilgilidir. Söz konusu ilaçların piyasaya sürüldüğü ilk dönemlerde (1990’larda) bu ilaçlar aslında sadece kanser hastaları gibi kronik ve ciddi ağrılar çeken hastalara yazılmaktadır. Ancak daha sonra daha önemsiz ağrılar için de reçetelere yazılmaya başlanır ve böylece bağımlılık salgınının da tetiği çekilmiş olur.

İlaçları bir süre kullandıktan sonra onlara bağımlı hâle gelen hastalar, artık kendilerine reçete yazılmadığında, eroin ve yasa dışı fentanile oranla çok daha pahalı olan bu ağrı kesicileri satın alamaz hâle gelmektedirler. Bu nedenle de sokakta çok daha ucuza bulabilecekleri eroin ve yasa dışı fentanile yönelmektedirler. The New York Times‘ın 2015 yılında belirttiğine göre ABD’de günümüzdeki eroin bağımlılarının %75’i reçeteli opioid ilacı kullandıktan sonra opioide bağımlı hâle gelmişlerdir.

Ohio eyaletinde yaşayan Chad Colwell’in durumu buna iyi bir örnek oluşturmaktadır. 32 yaşındaki şahıs, nasıl bağımlılığın pençesine düştüğünü şu cümleleriyle açıklamaktadır: “Lisedeyken Amerikan futbolu oynuyordum ve bir gün dizim ile sırtımı sakatladım. Doktor bana ağrı kesici yazdı, Percocet ve OxyContin. Ben de böylece bağımlı olmaya başladım“.

Bu Kriz Ne Zaman Başladı?

Aslında opioid krizi ABD için yeni bir sorun değildir. ABD’de bulunan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin verdiği rakamlara göre bu kriz toplamda üç dalgadan oluşmaktadır:

  1. Opioid bazlı ilaçların doktorlar tarafından reçete ile önerilmesinin artması üzerine 1990’larda (en azından 1999 sonrasında) aşırı dozdan ölümlerin başladığı birinci dalga.
  2. Aşırı dozda eroin kullanımından kaynaklanan ölümlerde artışın yaşandığı 2010 sonrası ikinci dalga.
  3. Yasa dışı fentanil kullanımından kaynaklanan ölümlerde ciddi bir artışın yaşandığı 2013 sonrası üçüncü dalga.

Ancak, her ne kadar krizin temelleri 1990’larda atıldıysa da, 2013 sonrası döneme kadar kriz ABD nezdinde ciddi bir sorun olarak maalesef algılanamamıştır ve bu konuda gereken önlemler alınmamıştır.

Krizin ABD’ye Etkisi

Öncelikle, krizin sosyal ve psikolojik bir etkisi bulunmaktadır. Özellikle genç yaşta hayatını kaybeden kurbanların aileleri çok zor bir süreçten geçmektedirler. Bununla birlikte opioid bağımlısı ebeveynler ile yaşayan veya bağımlı ebeveynlerini kaybeden çocukların, daha sonraki dönemlerde ne türden psikolojik sorunlar yaşayabileceğini tam olarak kestirmek güçtür.[2]

İkinci olarak, sağlık açısından, opioid bağımlısı annelerin çocukları da maalesef uyuşturucu bağımlısı olarak doğmaktadırlar ve uyuşturucuyu bıraktıkları süre zarfında her yetişkin insanın yaşadığı fiziksel ve psikolojik zorlukları onlar da yaşamaktadırlar. Buna ek olarak uyuşturucu bağımlılığının insanlarda bıraktığı yan etkilerin bu bebeklerde de maalesef ilerleyen dönemlerde kaldığı söylenmektedir.

Son olarak, bu krizin Amerikan ekonomisi üzerinde yarattığı yükün verileri bulunmaktadır. Bu ekonomik yük kendini çeşitli şekillerde göstermektedir. Öncelikle sağlık sisteminden faydalanarak fazladan reçeteli ağrı kesici alanların Amerikan ekonomisine maliyeti 5.1 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır. Sonra, uyuşturucu kullanıp üretime katılamayan insanların iş gücü kaybı maliyeti 25.6 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır. Son olarak da bu insanların tüketim faaliyetlerinin olmayışının ekonomiye maliyeti 20-50 milyar dolar arasında hesaplanmaktadır. Yani opioid krizinin ABD ekonomisine toplam maliyetinin 50 ile 80 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Opioid bağımlılığı salgınının ABD’nin geleceğini tehlikeye attığı açıktır. Eğer ABD bu salgına bir an önce çözüm bulmazsa dünya liderliği konumunu bir yüzyıl daha götürmesi zor gibi görünmektedir.

 

[1] ABD’deki bu opioid bağımlılığı o kadar ciddi bir hâl aldı ki Time dergisi, ülkedeki bu bağımlılık krizine dikkat çekebilmek için, 95 yıllık tarihinde ilk defa bir sayısını tamamen tek bir fotoğrafçının, James Nachtwey’in, fotoğraflarına adadı. Buraya tıklayarak bu mükemmel çalışmaya ulaşabilirsiniz.

[2] Wall Street Journal tarafından hazırlanmış bu İngilizce dilindeki belgesel, bu durumu iyi açıklamaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.