Yukio Mişima: Maskeler Arkasına Saklanan Yazar

Yukio Mişima modern Japonya’nın en tanınmış ve en önemli yazarlarındandır. Bu önemli yazar, hayatı boyunca pek çok hikâye, roman ve tiyatro yazmıştır ve bu nedenle belirtmek gerekir ki Yukio Mişima’nın tüm hayatını bu türden kısa bir yazıda anlatmak maalesef mümkün değildir. Bu yazının amacı, yalnızca, Yukio Mişima hakkında genel bilgiler vererek söz konusu yazarın halk nezdinde daha iyi tanınabilmesini sağlamaktır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Mişima’nın kısa ancak yoğun hayatı pek çok tutarsızlıkla doludur. Kendisi eş cinsel ve faşisttir[1], teoride antikapitalistken pratikte kapitalisttir, Batı hayranıyken ve Batı’dan oldukça etkilenmişken kendisini “özünde gelenekselci” olarak tanımlamaktadır.[2] Tüm bu tutarsızlıklarından dolayı Mişima’nın gerçekte kim olduğunu ve ne düşündüğünü anlamak maalesef mümkün değildir. Ancak tüm bu tutarsızlıkları ve arkasına saklanmış olduğu maskeleri, Yukio Mişima’nın 20. yüzyılın en büyük yazarlarından olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.[3]

Yukio Mişima’nın Çocukluğu ve İçerisinde Büyüdüğü Ortam

Henüz küçük yaşlarda eş cinsel olduğunu anlayan Mişima, eş cinselliğin hiç de hoş karşılanmadığı Japonya’da sürekli rol yaparak kendi cinsiyetinden olanlara karşı hissettiklerini saklamak zorunda kalmıştır. Aynı zamanda çocukluğundan itibaren “düzgün evlat” rolü oynayarak, başta babası olmak üzere, tüm ailesinin beğenisini de kazanmaya çalışmıştır. Yukio Mişima için “maskeler arkasına saklanmış olan yazar” denmesinin temel nedeni işte yazarın çocukluğundan beri insanlara başka şekilde görünmek için taktığı bu soyut maskelerdir. Yazar, hayatının ilerleyen dönemlerinde bu maskelerini piyasaya süreceği kitapları vasıtasıyla tek tek çıkarmıştır. Ancak küçüklüğünde yaşadıkları ve arkasına saklanmış olduğu maskeleri, yazarın hayatı boyunca benliğini terk etmemiştir.

Mişima, Ocak 1925’te Tokyo’da doğmuştur. Mişima’nın babası Tarım Bakanlığı’nda yüksek bir pozisyonda çalışmaktadır, annesi ise bir okul müdürünün kızıdır. [4] Bu dönemde Japonya hâlâ Batılılaşma çabası içindedir ve bu “geçiş dönemi” Japonya’sında halk bir yandan Japon geleneklerine bağlı kalırken bir yandan Batı’dan gelen farklı gelenekleri kabul etmektedir. İşte bu geçiş ortamında doğmuş olan Mişima da hayatının ilk dönemlerinde Batılılaşmadan, daha sonraki dönemlerde ise gelenekselcilikten etkilenmiştir.

Mişima henüz bir buçuk aylıkken fiziksel ve zihinsel açıdan hasta olduğu belirtilen babaannesi tarafından annesinden koparılmıştır ve 12 yaşına kadar babaannesi tarafından büyütülmüştür. Babaannesi Mişima’yı aşırı derecede kırılgan görmüştür ve sürekli olarak Mişima’nın üzerine titremiştir. Bunun bir sonucu olarak Mişima’yı olabildiğince “kapalı” bir çevrede büyütmüş olan babaannesi, Mişima’nın çocukluğunun fiziksel efordan çok zihinsel eforla geçmesine neden olmuştur. Buna ek olarak Mişima’nın sürekli olarak hastalıktan, yaşlılıktan, v.b. sorunlardan bahsedilen bir ortamda büyümesi de Mişima’nın zihinsel gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.[5] Her ne kadar Mişima o dönemde arada bir annesiyle de zaman geçirme fırsatı bulmuş olsa da babaannesinin etkisinden 12 yaşına kadar tam olarak kurtulamamıştır.

Mişima’nın babası, doğumundan kısa bir süre sonra Mişima’ya olan ilgisini kaybetmiştir. Mişima’nın annesi ise kayınvalidesine bir şey diyemediğinden ve oğlunu olası bir kayınvalide-gelin anlaşmazlığında kaybetmek istemediğinden dolayı oğlunun kayınvalidesi tarafından büyütülmesine göz yummuştur. Mişima’nın, babaannesi tarafından yetiştirildiği bu bebeklik ve çocukluk dönemindeki en yakın arkadaşları kitapları olmuştur.

Her ne kadar olumsuz yönlerine dikkat çekilse de Mişima’nın, babaannesi tarafından büyütülmesinin olumlu yanları da olmuştur. Mişima’nın babaannesi çok bilgili ve kültürlü bir kadındır.[6] Kendisi özellikle tiyatroyu çok sevmektedir ve gittiği oyunlara elbette torununu da götürmüştür.[7] Mişima, babaannesi ile gittiği tiyatro oyunlarında kostüm, makyaj v.b. farklı nesneleri ve kavramları keşfetmiştir ve bu ilginç evrenden çok etkilenmiştir. Çocukluğunda yaşadığı tiyatro deneyimleri, Mişima’nın estetik anlayışının temelini oluşturmuştur.

1937 yılında babaannesi, 12 yaşındaki Mişima’yı artık annesi ile babasına geri vermiştir. Bu sayede Mişima, annesi ve iki küçük kardeşi ile ilişkilerini daha da geliştirebilmiştir ve kendisini artık kendi çekirdek ailesine ait hissetmeye başlamıştır. Ancak 1937 yılına kadar yaşadıkları Mişima’yı hayatı boyunca etkilemiştir. Mişima’nın hayatı boyunca kendisini bırakmamış olan ölüm ve kan sevdası yaşadığı bu bebeklikten ve çocukluktan kaynaklanmıştır. Mişima, babaannesi tarafından ailesine geri verildiğinde artık duygusuz bir çocuktur ve duygularını gösterebilmeyi ancak ilerleyen dönemlerde öğrenebilmiştir. Bu dönemde Mişima’nın edebiyatı ve kitap okumayı sevdiği belirtilmektedir.[8]

Mişima’nın Gençliği ve İkinci Dünya Savaşı

Yukio Mişima’nın babası her zaman oğlunun herhangi bir bakanlıkta çalışan bir memur olmasını istemiştir. Bu nedenle de babası, yazar olmayı seçmiş olan oğlunun kendisine seçtiği kariyerden ilk başlarda hiç memnun kalmamıştır. Zaten babası tarafından tanınmak istemeyen Yukio Mişima bu nedenle kendi adı yerine Yukio Mişima mahlasını kullanarak eserlerini yayımlamıştır. Mişima bu mahlasını kullanmaya 1941 yılında, henüz 16 yaşındayken, başlamıştır.[9]

Şiir ve hikâye yazmaya ergenlik döneminde başlamış olan Mişima’nın ilk hikâyeleri daha çok romantizm etkisindedir ancak kendisi romantizmi sığ bulduğu için kısa bir süre sonra bu akımı terk etmiştir. Mişima, edebî tecrübesizliğini üzerinden atmaya başladığı sıralarda ilk uzun eseri olan Çiçek Açan Orman (Hanazakari no Mori)[10] adlı kitabının yazımını bitirmiştir, ancak bu sırada İkinci Dünya Savaşı başlamıştır.

İkinci Dünya Savaşı Tokyo halkı için sıkıntılı geçmiştir. Buna rağmen Mişima, ölümden ve kandan hoşlandığı için bu dünya savaşından zevk almıştır (en azından kendisi bu savaştan zevk aldığını belirtmiştir). Ayrıca kendisi genç yaşta görkemli bir ölüm istediği için “bir savaş kahramanı olarak ölebilmek” kadar değerli bir fırsatı bir daha eline geçiremeyeceğini düşünmüştür. Buna rağmen Mişima, doktor kontrolündeyken kendisini çürük göstermiştir ve böylece askere alınmaktan kaçmıştır. Mişima, ilerleyen dönemlerde askere alınmaktan bu kaçışı ile ilgili olarak “aslında, içten içe, ölmeyi pek de arzulamıyordum” yazmıştır. Ancak Mişima’nın, askere alınıp savaşta ölmediğinden dolayı sürekli olarak pişmanlık duyduğu da söylenmektedir. Yazının ilk başında da belirtildiği gibi Mişima’nın hayatı pek çok tutarsızlıkla doludur.

İkinci Dünya Savaşı esnasında bombalarla ve yangınlarla boğuşmak zorunda kalmış olan Tokyo halkı, savaş sonrasında Amerikan işgali ile uğraşmak zorunda kalmıştır. Kâğıdın Amerikalılar tarafından el konduğu savaş sonrası düzeninde Mişima, kâğıt bulup eserlerini yayımlayabilmek için çaba göstermiştir ve Mişima’nın yayımladığı ilk eserleri başarılı olmuştur. Ayrıca Yasunari Kavabata’nın bu dönemde Mişima’ya akıl hocalığı yapması, Mişima’nın edebiyatını daha da geliştirebilmesini sağlamıştır.

Savaştan sonra Mişima, Maliye Bakanlığı’nda memur olarak çalışmaya başlamıştır ve bu dönemde babası fikrini değiştirerek Mişima’ya “eğer Japonya’nın en büyük yazarı olursa yazarlık yapabileceğini” söylemiştir. Babasının söz konusu fikir değişikliğinde İkinci Dünya Savaşı’nın önemli rol oynadığı belirtilmektedir. Çünkü Mişima’nın babası, savaş sonrası Japonya’sının savaş öncesi Japonya’sından kesinlikle farklı olacağını düşünmüştür. Ona göre artık Japonya yeni bir çağa girmiştir. Bu nedenle Mişima, zaten çalışmak istemediği memuriyet görevinden birkaç ay sonra istifa etmiştir.

Ünlenen Yazar Yukio Mişima

Mişima’nın 1949 yılında Bir Maskenin İtirafları adlı kitabı yayımlanmıştır ve söz konusu kitap bir anda en çok satan kitaplar arasına girmiştir. Kitabın fazla içten ve direkt üslubunun bu başarısında çok önemli rol oynadığı söylenmektedir.

Bu dönemde Mişima eş cinsel kulüplerine gitmektedir ve en azından eş cinselliğini artık bir maskenin arkasına saklamamaktadır. Ayrıca çocukluğundan beri zayıf ve hasta kabul edilmiş olan Mişima, yine bu dönemde vücut geliştirmeye başlamıştır. Hayatının bu dönemi Mişima için bir değişim dönemidir. Bu değişim dönemine geçişte Mişima’nın Avrupa’ya yaptığı bir gemi yolculuğunun katkısı çok büyük olmuştur. Kendisinin özellikle Yunanistan’da gördüğü heykellerden[11] ve Akdeniz yaşam tarzından ciddi derecede etkilendiği anlatılmaktadır.

Genel olarak “güzellik saplantısı” konusunu ele alan Altın Köşk Tapınağı adlı kitabı 1956 yılında yayımlanmıştır ve kısa süre içerisinde bir başyapıt olarak kabul edilmiştir. Mişima artık 31 yaşındadır.

1958 yılında Mişima evlenmiştir. Bu evlilik kararında ailenin büyük oğlu olmasının ve annesi ile babasını mutlu etmek istemesinin rolü büyük olmuştur. Mişima, yazarlığına hayran olmayan ve yazdığı eserleriyle ilgilenmeyen bir kadınla evlenmeyi seçmiştir. Eşinin fiziksel olarak kendisinden daha küçük olmasını[12] ve güzel olmasını istemiştir. Sonuçta Yoko Sugiyama ile görücü usulü evlenmiştir.

Mişima eşine saygı duymuştur ve eşiyle uyumlu evlilikleri problemsiz bir biçimde sürmüştür. Mişima bu dönemde insanları evinde ağırlamaktan, onlara sahip olduklarını göstermekten[13] ve çocukluğunda yapamadığı ve içinde kalan şeyleri yapmaktan hoşlanmıştır. Bu dönemde Mişima’nın hayatı oldukça düzenli olmuştur. Kendisine gelen misafirler gece yarısında evden ayrılmak zorunda kalmışlardır çünkü Mişima her gün gece yarısından gün doğumuna kadar eserleri üzerinde çalışmıştır. Ayrıca Mişima, yine bu dönemde sabahtan akşama kadar belirli bir plan dâhilinde hayatını yaşamıştır.

Mişima’nın 1960 yılında Vatanseverlik adlı eseri yayımlanmıştır. Bu eserinde yazar, 10 yıl sonra gerçekleştireceği başarısız darbe girişimini ve bunun sonucunda yapacağı seppukuyu genç bir teğmenin gözünden anlatmıştır. Kendisi daha sonra bu eserinin seppuku sahnesinin, yani kendi seppukusunun, bir de kısa filmini çekmiştir.

Yukio Mişima’nın Son Dönemleri ve Hayatının Sonu

40’lı yaşlarına geldiğinde Mişima artık genç olmadığını ve görkemli bir şekilde ölemeyeceğini fark etmiştir. Kendisinin politik görüşü faşizme kaymıştır. O dönemin modern Japonya’sına uymayan (anakronik), aşırı gelenekselci fikirlere sahip olmaya başlamıştır. Bu dönemde Mişima, Japonya’nın anayasal monarşiden çok monarşi ile yönetilmesi gerektiğini düşünmektedir.[14] Hayatı boyunca karate, kendo, iaido v.b. dövüş ve kılıç sanatları ile ilgilenmiş olan Mişima, özellikle hayatının bu son dönemlerinde kendo ve iaido öğrenmeye başlamıştır. Yani kendisinin şiddete, kılıca, ölüme ve kana olan ilgisi yaşlandıkça daha da artmıştır.

Mişima, 1965-1970 yılları arasında Bereket Denizi adlı dört kitaplık serisinin (tetraloji) yazımını bitirmiştir.[15] Mişima için deniz, hayatın metaforudur. Bu nedenle kendisi bu seride hayatı, başkarakterin ciltten cilde ardışık reenkarnasyonlarıyla anlatmıştır. Söz konusu serinin ikinci cildi birinciye oranla çok daha politiktir çünkü Mişima, bu dönemde gittikçe daha fazla politikayla ilgilenmeye başlamıştır.

Faşizme kayan politik düşüncelerinden ve gittikçe daha güçlü bir Japon devleti görmek isteğinden dolayı Mişima, Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra elinde kalan savunma gücü Jieitai’nin[16] üyelerini tekrar bir Japon ordusu kurmaları için ikna etmeye çalışmıştır ve kendi milisini kurmuştur.[17]

25 Kasım 1970 tarihinde Mişima, Jieitai’nin o dönemde başında bulunan general ile görüşebilmek için randevu almıştır ve Jieitai’nin genel merkezinde gerçekleşmiş olan bu randevuya kendi milisinden dört kişiyle birlikte gitmiştir. Mişima, generale 17. yüzyıldan kalma tarihî kılıcını/katanasını gösterdikten sonra kendisine, inceleyebilmesi için, kılıcını vermiştir. General kılıcı incelerken Mişima, adamlarına generali etkisiz hâle getirme emri vermiştir ve general, sandalyesine bağlanarak rehin alınmıştır. Daha sonra Mişima, Jieitai’nin aşağıda toplanmış olan askerlerine darbe metnini okuyarak Jieitai’yi yeni ve çok daha görkemli bir Japonya’nın tekrar doğması için ayaklanmaya davet etmiştir. Jieitai’yi tekrar bir ordu olmaya, Jieitai’nin askerlerini ise tekrar “erkek” olmaya çağırmıştır. Ancak yanında megafon götürmeyi unuttuğundan dolayı aşağıda toplanan askerler, ortalama 160 santimetre boyundaki bu adamı dinlememişlerdir bile. Bunun üzerine Mişima, generalin bulunduğu odaya girdikten sonra orada, kendi adamlarının önünde, seppuku yaparak 45 yaşında kendisini öldürmüştür.

Hayatı boyunca görkemli bir ölüm istemiş olan Mişima’nın bu ölümünün görkemli olup olmadığı ise her okuyucunun sübjektif yorumuna bırakılmıştır.


[1] Belki de faşizm ve eş cinsellik o kadar da zıt iki kavram değildir. Ancak Hitler’in insanlığa bıraktığı mirastan dolayı söz konusu iki kavramın birbiriyle çatışma hâlinde olduğu düşünülmektedir.

[2] Mişima’nın evinin Batılı tarzda döşenmiş ve Japon minimalizminden çok uzak olması bu tutarsızlıklara verilebilecek başka bir örnektir.

[3] Özellikle Japonya’da insanlarla Yukio Mişima hakkında konuşmanın Japonları rahatsız ettiği belirtilmektedir. Bunun temel nedeninin ne olduğu tam olarak bilinmese de Japon halkının Mişima’dan utandığı ve onu unutmak istediği söylenmektedir.

[4] Her ne kadar Mişima, samuray soyundan geldiğini iddia etse de bu iddianın tamamen gerçeği yansıtmadığı belirtilmektedir. Mişima’nın anne tarafından samuraylar ile bağlantısı olduğu bilinmektedir. Ancak sadece bu bilgiyi temel alarak Mişima’nın samuray soyundan geldiğini söylemek yanlıştır.

[5] Ayrıca Mişima’nın babaannesi çabuk sinirlendiğinden dolayı Mişima’nın, babaannesinin yanındayken gürültü yapması, oyunlarını sesli oynaması veya bir şeylerden şikâyet etmesi hep babaannesi tarafından yasaklanmıştır.

[6] Seçkin bir aileden geldiği bilinen babaannesi, Mişima’nın saygın bir okul olan Gakuşûin’e girebilmesini de sağlamıştır.

[7] Burada bahsi geçen tiyatro, klasik Japon tiyatrosu olan Kabuki’dir.

[8] Mişima’nın kendisinden sekiz yaş büyük olan Bôjô Toşitami adlı arkadaşının kendisine kitaplar verdiği ve Mişima’ya özellikle Fransız edebiyatını tanıttığı belirtilmektedir. Mişima’nın Fransız yazar Raymond Radiguet’ye olan hayranlığının bu yıllarda başladığı söylenmektedir. Mişima’nın özellikle Alman ve Fransız edebiyatlarından hoşlandığı, ancak daha çok Fransız edebiyatından etkilendiği söylenmektedir.

[9] Yukio Mişima’nın gerçek adı Kimitake Hiraoka’dır.

[10] Çeviri resmî olmayıp yazının yazarına aittir.

[11] Vücut geliştirmeye başlamasının temel nedeninin bu heykeller olduğu söylenmektedir.

[12] Mişima’nın yaklaşık 160 santimetrelik boyundan dolayı kendisinden daha küçük bir kadın seçtiği söylenmektedir.

[13] Mişima’nın bunu ziyaretçilerine hava atmak için değil de daha çok onlar ile sahip olduklarını paylaşabilmek için yaptığı söylenmektedir. Ziyaretçileri bu dönemde Mişima’nın evinde diledikleri kadar havyar yiyip şampanya içebilmişlerdir.

[14] Monarşiyi destekleyen Mişima aynı dönemde, dönemin imparatoru olan Hirohito’yu da yermekten geri durmamıştır.

[15] Söz konusu tetralojinin son hâlini editörüne sunduğu günü takip eden gün Mişima, başarısız bir darbe girişiminde bulunmuştur ve ardından seppuku yaparak kendisini öldürmüştür. Bu nedenle söz konusu tetralojinin Mişima’nın “intihar mektubu” olduğu belirtilmektedir. Çünkü Mişima da darbe girişiminin başarısız olacağını ve ardından seppuku yapacağını bilmektedir. Bu nedenle söz konusu tetralojinin bir “intihar mektubu” olduğu düşünülerek okunması önerilmektedir.

[16] İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya’nın ordusu dağıtılmıştır ve günümüzde Japon anayasasının 9. maddesi Japonya’nın bir ordu kurmasını hâlâ yasaklamaktadır. Jieitai, Japonya’nın ordu yokluğunda kendini koruyabilmesi için kurulmuş olan ve orduya en çok benzeyen kolluk gücüdür.

[17] Söz konusu milis, toplantılarını bazen hamamda gerçekleştirmektedir ve Mişima’nın sevgilisi de bu milisin bir üyesidir. Yani söz konusu milisin gücünü ve kapasitesini çok da abartmamak gerekmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir