Flygskam: İsveç’te Ulaşım Amacıyla Uçağa Binmenin Yarattığı Utanç Duygusu

Hava kirliliği, atmosferin doğal yapısını değiştiren ve doğal yollarla yok edilemeyecek kadar çok miktarda biyolojik, fiziksel ve/veya kimyasal maddenin atmosfere salınması sonucunda oluşmaktadır.

Hava kirliliğinin, tüm dünyada, insan sağlığına ve çevreye ciddi derecede olumsuz etkileri vardır. Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre tüm dünyada her yıl yaklaşık 7 milyon insan, hava kirliliğinin neden olduğu hastalıklardan dolayı (solunum ile ilgili hastalıklar, kalp krizi, kanser v.b.) hayatını kaybetmektedir. Hava kirliliği artık o derece ölümcüldür ki günümüzde Fransa’da her yıl hava kirliliğinden hayatını kaybeden insan sayısı, alkolden hayatını kaybedenlerinkini geçmiştir.

Her ne kadar küçük bir kısmı doğal kaynaklı olsa da (harekete geçen yanardağlar, orman yangınları v.b.) hava kirliliğinin önemli bir kısmı insan kaynaklıdır (enerji tüketimi, tarım v.b.). İnsan kaynaklı hava kirliliğinin tüm dünyada gittikçe daha ciddi bir sorun hâline gelmesinde ise ulaşım sektörünün rolü çok büyüktür. Özellikle kentsel bölgelerde hava kirliliğinin büyük bir kısmı ulaşımdan kaynaklanmaktadır. Ulaşım sektörü içerisinde ise hava ulaşımının havayı kirletmedeki payı inkâr edilemez.

Tüm dünyadaki hava trafiği 1950 yılından 2000 yılına kadar geçen sürede 100 kat; 2000 yılından günümüze kadar geçen sürede ise 2,5 kat artmıştır. Yani günümüzdeki hava trafiği, 1950’li yılların hava trafiğinin yaklaşık 250 katıdır. Bu üslü artış nedeniyle, günümüzde atmosfere salınan tüm karbondioksit miktarının yaklaşık %2,5’i hava ulaşımı kaynaklı hâle gelmiştir. Ancak hava taşıtlarının çevreye verdiği zarar yalnızca karbondioksit salınımından (emisyonundan) kaynaklanmamaktadır. Örneğin uçaklar havadayken atmosfere saldıkları su buharı, uçakların havadayken arkasında görünen beyaz şeritlerin (izlerin) oluşmasına neden olmaktadır ve söz konusu beyaz şeritler, yeryüzünün ısınmasına neden olan yapay sirüs bulutlarını (cirrus homogenitus) oluşturmaktadır. Yine aynı şekilde uçaklar tarafından salınan azot oksitler, sera etkisi yapan gazlar sınıfına girmektedir ve bu gazlar da yeryüzünün ısınmasını hızlandırmaktadır. Bu açıdan bakıldığında hava ulaşımının çevreye tahmin edilenden çok daha fazla zarar verdiği söylenebilir.[1]

İşte hava ulaşımının çevreye bu şekilde zarar vermesinden dolayı İsveç’te 2018 yılında “flygskam” hareketi ortaya çıkmıştır. Kelime anlamı İsveççeden “uçağa binme utancı”, “ulaşım için uçağı seçme utancı” olarak çevrilen flygskam hareketinin mensupları, uçaklar çevreye zarar verdiği için, uçağa binip çevrenin kirletilmesine katkı sağlamayı bir “utanç” kabul etmektedirler. Bu hareketin mensupları, seyahat ederken uçak yerine treni tercih etmektedirler ve seyahatlerinde tren kullanmayı bir “gurur” olarak görmektedirler.[2]

İsveç’te iç hat seferlerine katılan yolcu sayısının azalmasında[3] önemli rol oynadığı söylenen flygskam hareketinin Avrupa’da da gittikçe yayıldığı ifade edilmektedir. Söz konusu hareketin ilerleyen dönemlerde “gelişmekte olan” dünyada da yayılıp yayılmayacağı veya hava ulaşımını nasıl etkileyeceği ise zamanla görülecektir.


[1] Ayrıca uçakların, atmosferin “tropopoz” adı verilen kesiminde çevreye saçtığı zararlı gazların rüzgârın da etkisiyle çok uzaklara kolayca yayılabildiği ve böylece uçakların çok geniş alanları kolayca kirletebildiği de söylenmektedir.

[2] Söz konusu “trene binmenin gururu” ise İsveççe “tagskryt” olarak adlandırılmaktadır. Tagskryt de flygskam hareketini destekleyen bir yan hareket olarak İsveç’te her gün gittikçe daha fazla mensup kazanmaktadır.

[3] İsveç’te 2018 Temmuz’a oranla 2019 Temmuz’da iç hat seferlerine katılan yolcu sayısı %11 azalmıştır. Ocak 2019’dan Temmuz 2019’a kadar geçen süre zarfında ise yine bir önceki yıla oranla %8’lik bir düşüş yaşanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir